İş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Eylül 11, 2013

2001 Krizi,İşletmelerin Yaşam Döngüsü ve Öteleme



Rüştünü ispat etmiş önemli gurular bir işletmeyi ya da organizasyonu insan hayatına benzetirler.Yani doğum,büyüme,gelişme,yaşlanma ve ölüm.Buna bir insan her ne kadar çalışıp engel olamıyorsa da işletme ve organizasyonlar insandan farklı olarak sadece öteleyebiliyorlar.Elbette doğma,büyüme ve gelişmeyi değil aksine yaşlanma ve ölümü öteleyebiliyorlar.Bu hususta benimde kendi ailemin işinde karşılaştığım,yüzleştiğim ve ötelediğim bir durum var ki onu sizlerle paylaşmak istedim bugün.

Sene 2001 bir kriz patladı ki sormayın gitsin.Düşünsenize krizin patlak verdiği günden yaklaşık bir hafta önce toptancıdan aldığınız tek parça giysinin satış fiyatı yirmi bir milyon iken(21TL) tam bir hafta sonra yani kriz günü sipariş verdiğiniz anda toptancınız size parça başına fiyatın yirmi bir dolar(21$) olduğunu söylüyor.Bu sadece bir örnek.Bunu çoğaltabiliriz fakat hissetmeniz için biraz daha açmak istiyorum.Perakendeci bir ürünü alıyor onun üstüne kâr koyup satıyor tam bu anda hemde kriz çıkmışken ve insanlar yarınını göremediği için biraz daha ihtiyatlı davranıyorken ürün fiyatları zıplıyor.Elbette bunun adı kaybet-kaybet.İplikçi kumaşçıya iplik satamadı,kumaşçı toptancıya kumaş satamadı,toptancı perakendeciye ürün satamadı ve perakendeci de müşterisine ürün satamadı.Tamamıyla bir korku film senaryosu değil yakın tarihimizde,diğer sektörleri bir tarafa bırakırsak ki orada da aynı hikaye yaşanmıştır,tekstil sektörünün çatırdamasının ve bu sektörün üretim anlamında yurt dışına muhtaç olmasının ve ayrıca iç pazarda da nakdi sağlam firmaların cirit oynamasının sebebidir.

Tüm bunları neden anlattığıma gelecek olursak;


Sahibi olduğumuz firma ayaklarını yere sağlam bastığı için,nakit akışımız iyi olduğu için ve firmamızı sahip olduğumuz nakit ile yaşatabildiğimiz için tüzel şahsımız ölmedi.Ölebilirdi de,ama hayatta tutmak için çok çaba sarf ettik.Para kazanmak için yapılan ticaret yaklaşık altı sene aksine bize para kaybettirdi.Ve son tahlilde bizde değişen şartlara ayak uydurmamız ile tekrar eksi halimize döndük.Elbette bu süre zarfında yakından tanıdığımız ilişkilerimizin olduğu ve alış verişimizin olduğu hatta komşu olarak nitelendirilebilecek pek çok firma battı,mağazalar kapandı ve el değiştirdi.Senede milyon parçalık yurt dışı ve içi satış yapan "bana bir şey olmaz" diyen nice firma sahipleri ekmeğe muhtaç kaldı ve çocuklarına ekmek götüremedi.Halkına bunları yaşatan devletçik yönettiğini sanan hatta evcilik oynayan o koca ama nokta kadar adamları kınarken son bir noktaya daha parmak basıp bugün ki konumuzu da sonlandırmak istiyorum.
Devletin başında evcilik oynayan çocuklar

Şuana kadar bir işletme için yaşlanmayı ve ölmeyi nasıl ötelediğimizi anlattım ve öteleyemeyenleri.Kendi aile işletmemden bir örnek daha vereceğim.Anlattığım gibi hayatta kalmaya çalışırken biz bazı nüansları gözden kaçırdık aslında kaçırmak zorunda kaldık da diyebilirim.Dükkanlarımız kapanmasın diye düşünüp ihtiyatlı davranırken dükkanların iç dekorasyonunu değiştirmeyi düşünemedik belki düşünmek istemedik.Lakin,krizin son bulması ile hareketlenen iç piyasada bizim hala yürüyor oluşumuz sektörümüzü öldü olarak nitelendirmemize sebep olmuştu.Fakat,kriz son bulmuştu ve yaptığımız işle iç piyasada çok iyi paralar kazanan firmalar vardı.Bu durum,kriz sebebiyle rafa kaldırdığımız bir takım aksiyonları gün yüzüne çıkardı.Evet biz yaklaşık on senedir mağazalarımızı yenilemiyorduk haliyle müşterinin mağazalarımızdan sıkılabileceğini aklımıza getiremiyorduk.Her şeyi Hak'tan görür ve nasip olarak değerlendiririz ya,Allah'ta aklımıza bir fikir nasip etti de kriz sebebiyle unuttuğumuz değişim ve dekorasyon ikilisini hatırladık.Ardı ardına iki senede iki mağazamızı dekore ettik ve 90-01 arası kadar olmasa bile, ki 90-01 arası tekstilciler için bir yükselme devridir, tekrar yükselişe geçtik. Allah'a şükürler olsun.

Sonuç olarak,unutmamız lazım ki işletme gurularının söylediği gibi işletmeler tıpkı bir insan gibidir.Fakat insandan farklı olarak biz bazı noktalarda onları ölümden kurtarabilir,ataletten kurtarabilir,yaşlanmasını engelleyebilir ve sürekli büyüyen ama yaşlanmayan bir hale sokabiliriz.Tüm bunlar için ise hislerin iyi,mevcut işletme koşullarının riskten uzak bir halde olması ve dayanma gücü ve sabır ikilisinin olması gerekiyor.Allah her birinizin gönlüne göre versin.Sağlıcakla kalın.Selamlar.


Eylül 10, 2013

İşletme Okulunda Öğrendiğim 101 Şey-Michael Preis & Matthew Frederick



Merhaba güzel insanlar.Bugün ki yayınımız yukarıda resmini gördüğünüz kitap, "İşletme Okulunda Öğrendiğin 101 Şey.".Fakat unutmamak gerekir ki işletme eğitiminde öğretilen bilgiler bütünü 101 olarak ya da 250 olarak sınırlandırılamaz.İşletme hayat ile iç içe geçmiş bir daldır.Ve bu durumundan dolayı diğer tüm bilimler ve hayatın hemen hemen her alanı ile ilişkilidir.Fakat yinede kitabı mutlak suretle okumanızı tavsiye edeceğim çünkü gerçekten en temel bilgilerin üzerinde büyük ustalıkla durmuş Michael Preis ve Matthew Frederick.O nedenle dikkatli okumakta,sindire sindire okumakta fayda vardır diye düşünmekteyim.Diğer yandan,kitapta kullanılan grafikler,görseller,özlü sözler ve madde madde ilerleme kitabı okurken sıkılmamanız ve bitirmeden elinizden bırakmamanızı sağlıyor.

İçeriğinden biraz bahsederek konumuza noktayı koyalım.Michael Preis ve Matthew Frederick kitapta arz-talep dengesinden tutunda hisse senedi ve tahvile,iş yönetiminden iş problemlerine,iş çeşitlerinden geri bildirim döngüsüne,iş modellerinden danışmanlık desteklerine ve etkili konuşmadan departmanlar arası ilişkilere kadar pek çok şeyi bizlere tekrar tekrar ve tekrar sunuyor.Bu itibarla,kitabı dilimize kazandırdığı için Melih Arat'a da teşekkürü borç bilirim.

Bir daha ki yayında buluşmak üzere derken bloga eklediğim enstrümental derleme ile keyifli zamanlar geçirmenizi dilerim.Selamlar.

Eylül 07, 2013

Görünmeyen Ekonomist-Tim HARFORD


Merhaba dostlar.Bu gece sizlere yukarıda görmüş olduğunuz  ve tüm dünyada çok satan olan kitabı tanıtacağım.Bu konuya girmeden önce,geçenlerde bir dostum blog-umu incelerken konu yapısına bakarak aslında sen kendini "pazarlama" alanında geliştiriyorsun dedi.Durup biraz düşününce hak verdim.Öyle ya hedefler çoğu zaman sapar ama önemli olan bir şeyler başarmak değil miydi?Nitekim,aldığım geri dönüşler de beni oldukça memmun etmekte.Önerdiğim kitapları alan,okuyan ve memmuniyetlerini şahsıma ifade eden değerli takipçilerime ve okuyucularıma çok çok teşekkür ediyor ve memmuniyetleri nedeniyle ricalarımı bildiriyorum.

İşletme ve Ekonomi Guruları ben ve benim gibi ekonomi öğrencilerine öncelikle hayata diğer insanlardan farklı bir perspektifte bakmayı öğütlerler.Bu perspektif ise hissetmiş olduğunuz gibi ekonomik bir perspektif.Söylemesi ve öğütlemesi kolay dediğinizi duyar gibiyim.Bende öyle söylüyorum.Lakin,tanıtımı yapıyor olduğum kitap işte bu noktada sizin için bir başlangıç noktası sevgili okuyucular.Bir markete girdiğinizde ya da bir kafeye hatta bir pasaja ya da alış veriş merkezine girdiğinizde dahası alış veriş için bir manava girip de tezgaha baktığınızda bir işletmeci olarak sizde olması gereken o ekonomik bir perspektif bu kitap sayesinde olmaya başlıyor.

Kitap temel olarak on bölümden oluşuyor.Bu bölümler;
-Kahvenizin bedelini ödeyen kim ?
-Süpermarketlerin bilmenizi istemediği gerçekler
-Mükemmel piyasalar ve doğruların dünyası
-Şehiriçi Trafiği
-Gizli Bilgi
-Mantıklı Delilik
-Hiçbir şeyin değerini bilen insanlar
-Fakir ülkerler neden fakirdir?
-Bira,Cips ve Küreselleşme
-Çin nasıl zenginleşti?

Şimdi kısaca kitapta dikkatimi çeken yerleri sizlere sunup bitireceğim.
-Örneğin bir hazır kahvenin fiyatını belirleyen(Starbucks,Kahve Dünyası,Kahve Diyarı...) şey ne kalite ne de personeldir.Asıl şey yerdir bir diğer yaygın sektörel jargonla kornerdir.
-İyi arazi ile marjinal arazi arasındaki fark ve bu farkın doğurduğu kira ve bu ortaya çıkan kira bedelinin ise verimlilik farkından kaynaklanıyor olması.
-Rekabette fiyat duyarlılığı(elastikiyeti)--Fiyat artığında satış ne kadar azalır ya da fiyat düştüğünde satış ne kadar artar?
-Süpermarketler organik ve inorganik ürünleri yan yana sunmazlar.Nedeni ise müşterinin kıyas yapması hiç bir satıcının hoşuna gitmez.Bunu müşteriye kendi elleri ile sağlamazlar.
-Kutulanmış ve açıkta satılan taze biber fiyatları arasında 10 kat olduğunu biliyor muydunuz?
-Havalimanlarında ücretsiz kalkış salonları bilerek rahat yapılmaz.Çünkü bu rahatsızlık business class biletlerine yansıyor.Ücretsiz kalkış salonlarının konforu artarsa bu firmaların kafalarına ateş etmektir.
-Gerçek hayatta oyun teorisinin oynandığı alanlar;ev sahibi ve kiracı,hükümet ve sendika,ikinci el araba satıcısı ve alıcısı.
-Küçük ülkeler diğer ülkeler sayesinde zenginleşir.
-Ticari bariyer,önlem alınan ülke kadar önlem alan ülkeye de uzun vadede zarar verir.
-Sağlıklı bir ekonomi sürekli iş kaybeder lakin bir o kadar da yaratır.Bu bir döngüdür.Bu diriliktir.
-Rekabetçi bir ülkede beklenen kâr %20 nin üzerinde olmamalıdır.

Çıkardığım notlar ve altını çizdiğim bölümler pek çoktu.Çünkü bu kitap %100 verimli bir kitap.Her çevirdiğiniz sayfada yeni şeyler öğreniyorsunuz.Bu bir tanıtım olduğu için bu kadarı yeterlidir diye düşündüm.Evet sevgili okuyucular,bu kitabı mutlaka okumalısınız.Sevgiyle ve esen kalın.Dualarınızı esirgemeyin.Selamlar.

Ağustos 10, 2013

STARBUCKS - Gönlünü İşe Vermek

Bir tüccar,bir girişimci ya da bir profesyonel yönetici için meselenin birinci boyutu kendini geliştirmekten ve işini iyi öğrenmekten geçiyorsa ikinci boyutu ise hayal kurmaktan geçiyor kuşkusuz. Starbucks gibi bir dev işte bir hayalin ürünü.Bir hayal için dar bir bütçe ile kıtalar arası yolculuğun hikayesi.Vazgeçmemenin,kendine inanmanın ve en değerlisi işine ve de projene inanmanın bir hikayesi sevgili arkadaşlarım.

Starbucks!Geleneksel bir işin çalışan-yönetim-müşteri ilişkileri-marka duruşu-içerik-küresel yayılım bandında eşsiz bir hikayesi.Çalışanların özenle seçilip yetiştirildiği,insana evinde kahve içiyormuş hazzı yaşatan,çalışanların otuz iki dişinin müşterilere arz-ı endam edildiği,mağazalarında çalınan müziklerinin bile profesyonelce seçilip pazarlandığı bir marka!Howard Schultz ne diyor biliyor musunuz?"Her bir bardak kahveyi ilk kez hazırlıyormuşçasına..." işte öyle bir aşk,işte işe öyle bir sevgi,sadakat ve saygı.Ve tüm bunların neticesinde muhteşem bir başarı.

Kitabın içeriğine geçmeden bu kitabın alınma hikayesini anlatacağım.Popüler kültüre karşı olan ben denizin Starbucks'a karşı tarifi zor bir mesafesi vardı.Açık konuşmak gerekirse müşterilerinin bir çoğunun Starbucks'ın kapısından içeriye girme nedeninin bir bardak kahve ya da türevini içmekten ziyade "ben buradayım" diye bağırmasından kaynaklandığını düşünüyordum.Öyle ki milletimizin temel hastalıklarından biri olan basit şeylere çok çok farklı misyonlar yüklemesinin sonucu olarak Starbucks da nasibini almıştı.Gidenler kadar gitmeyenlerde hayli fazlaydı.Böyle bir ortamda ve böyle düşüncelerle müzmin müşterisi olduğum Beşiktaş'ta ki kitap evinde kitapları karıştırırken bu kitabı gördüm.Arka kapağında okuduğum cümleler ;"Seatte'ın liman bölgesinde tek bir mağazayla başlayıp on yedi bine küsur mağazaya ulaşmak ...,müşterilerin ruhunu etkilemek ve kurucusunun işini hayatının bir parçası haline getirmesi ..." gibi ibareler Starbucks'a olan tutumumun dışında bir girişimci adayı olarak benim dikkatimi çekmişti.Sahiden,dünya çapında on yedi bin mağaza açmak,öyle ya da böyle çok çok zor bir olaydı!Fiyatı da çok aşırı olmadığı için alayım istedim.Hazır 2011 Ramazan'ını da yaşıyorken oruçlu oruçlu hemen okurum diye düşündüm.Kitabın derinliklerine dalarken çok şey öğrendiğimi,gaza geldiğimi,kendime güvenimin daha da artığını ve hayal etmenin ne kadar önemli bir şey olduğunu fark ettim.Tüm bunların yanında işine saygı gereği ona inanmanın ve hatta inatçı olmanın öz sermayeden ve yönetici ya da tüccar ruhundan daha önce geldiğinin farkına vardım.Bir düşünsenize iki sene içerisinde iki yüz küsur yatırımcıya sunum yapıp,işinizi anlatıp sadece üçünden yatırım aldığınızı!İşte Schultz bu nedenle takdiri hak ediyor.Sorarım siz vazgeçer miydiniz?Ben yalan söylemeyeceğim,vazgeçerdim!Ve milyon tane insanın biri hariç vazgeçerdi!Vazgeçmeyen de işte Schultz oluyor ve on yedi bin şubeli bir imparatorluğun tahtında oturuyor.

Kitabın içeriğine gelecek olursak,
Kitap içerik olarak üç bölümden meydana geliyor.Schultz ve ona yardımcı olan Dori Yang Starbucks'ın hikayesini üç ana başlık altında anlatıyor.Bu üç bölümde,Starbucks'ın müşteriye yaklaşımını keza işçilerine karşı yaklaşımı,profesyonel yönetim tarzını,esnek olmayan bazı kararlarını,satışa sunulan bazı özgün ve yenilikçi ürünlerin meydana gelişini ve geliştirilmesini,ham madde ağının nasıl da profesyonelce kurulduğunu,bir şirket için yatırımların ne kadar önemli olduğunu,mevcut bir ürünün nasıl farklılaştırıldığını,fiyat ve değer ikileminin nasıl denklemleştirildiğini,alınacak risklerin nasıl mantıklı hale getirildiğini,bir şirketin kurumsal sosyal sorumluluk alanında nasıl etkili olabileceğini,şubelerin nasıl meydana geldiğini ve bir girişimci için yüreğinin ne kadar önemli olduğunu okuyacaksınız.

Kitabınızla birlikte keyifli zamanlar dilerim.Sağlıcakla kalın.Görüşmek üzere.

Harvard Business School'da Size Ne Öğretirler?-Kapitalizmin Mutfağında Geçirdiğim İki Yıl


İş kitapları okumaya başlamam ile birlikte Harvard Business School(Hardvard İş Okulu)'a kitaplarda o kadar çok rastladım ki çok merak ettim ister istemez.Araştırayım istedim biraz kıskançlıktan ne yapacağımı bilemedim.Dünya Ticaretine yeni boyutlar katan yegane kurumlardan biri olduğunun farkına ancak Dünya Ticaretine yön verenlerin kariyerlerini araştırınca şahit oluyorsunuz.Bu araştırma ve kıskanma süreci rutin olarak devam ederken bir gün genelde kitaplarımı aldığım Beşiktaş'ta ki bir kitap evinde bahsini edeceğim kitapla ile karşılaştım.

Kitap gerçekten öğreci bütçesini aşacak bir fiyattaydı lakin almak zorunda hissettiğim için,bu zorunluluk tam olarak böyle bir kitap aramamdan kaynaklanıyor,alıverdim.Kitabın sürükleyici olması moda-mod bir yaklaşımdan ziyade biraz anı,biraz bilimsel ve biraz da komik anlatımdan kaynaklı.Kitabı elinize aldığınızda bırakamayacakve "ne kadar çalışıp kaç senede 140,000$ biriktirebilir de Harvard'a MBA'ya gitme şansını yakalarım" diye düşüneceksiniz.

Kitabın içeriğine gelirsek;
Daily Telegraph gazetesinde Paris Büro şefi olan aynı zamanda kitabın yazarı Philip Delves Broughton'un MBA yapmak üzere Harvard'a başvurusu sonrası kabul edilmesi ve iki sene boyunca gördüğü eğitimi tüm yönleriyle anlatması olarak özetleyebiliriz.Biraz daha açarsak,yazarın kapitalizmin mutfağı olarak lanse ettiği Harvard'a günlük yaşamın nasıl geçtiğini,MBA'da hangi derslerin okutulduğunu,bu derslerin temel yaklaşımının ne olduğunu,okulun profesörlerinin nasıl insanlar olduğunu,dünyanın her tarafından gelen MBA öğrencilerinin nelerin peşinde olduğunu,okula gelen ünlü iş adamlarının MBA öğrencilerine neler anlattığını ve tüm bunların gerçek yaşamla ilişkisini okuyacaksınız.


Benim kitap hakkında ki düşüncelerime gelecek olursak,okulumda almış olduğum derslerin bende çok sığ kaldığını bu kitabı okuyunca anladım.Örneğin,finans derslerinde öğrendiğimiz kaldıraç olayının aslında ne yaman bir olay olduğunu ancak bu kitabı okuyunca fark ettim.Keza Excell'in bir Harvard'lı için hava ve su kadar önemli olduğunu...Dahası,bu okulda okuma şansına erişenlerin önlerine ne kadar önemli kapıların açıldığını ve Ekonomi ile alakalı bölümlerin aslında tüm mesleklerden ve alanlardan önde geldiğini.

Bu meyanda, öncelikle bu kitabı dilimize kazandırdığı için Pınar Şiraz ve Ümit Şensoy'a teşekkürlerimi sunarken,bir bayram hediyesi olarak bu kitabı siz değerli kardeşlerime tanıtmaktan
haz duyuyorum.Mutlaka okuyunuz,okuyunuz ve okuyunuz!

Ramazan Bayramı ve Tekstil Sektörü



Selamlar sevgili dostlarım,arkadaşlarım ve kardeşlerim.Öncelikle her birinizin Ramazan Bayramınızı kutlarım.Sevdiklerinizle birlikte daha nice bayramlar geçirmenizi Cenabı Allah'tan niyaz ederim.

Bu bayram günü,hazır bayram kutlaması ile yazıya başlamışken,çocukluğumdan beri gelen bayramların bende ki farklı hissiyatına da değinmek istiyorum.

Çocukluğumdan beridir ailemin işlettiği iki mağazamızda çalışırım ben.Çoğunlukla işlerimizin hareketli olduğu günlerde mutlaka ama mutlaka o mağazada olmak ve çalışmak zorundayım.Zorundaydım aslında.Çünkü çocukken zorla gittiğimi söylemeliyim.Çokça oyuna dalarak gitmeyi unuttuğumu ve pek değerli babamdan fırça yediğimi hatırlıyorum. :)

İşte bu işlerimizin hareketli olduğu zaman dilimlerinden iki tanesi de Ramazan ve Kurban Bayramı zamanları.İşlerimiz bayrama iki hafta kala yoğunlaşır ve ben özellikle son hafta olmak üzere mağazalarda aktif olarak çalışırım.Sadece mağazada mı?Toptancılara gider ürün alırım,mağazalar arası ürün taşırım,terziye giderim ve aynı zamanda müşteriler ile ilgilenir satış yaparım.Tabi patron çocuğu olmam nedeniyle de psikolojik olarak çalıştığım an mağazanın müdürü de hissederim kendimi.

Aslında bu anlattığım hikayeyi ben beş yaşımdan beri yaşarım.Yanlış duymadınız!Ben beş yaşımdan beri bayramlarda mağazalarımızda çalışırım.Bazen yakın arkadaşlarıma "ben tezgahın tozunu soludum da geldim İşletme Fakültesi'ne" derken sanırım pek ciddiye alınmamamın nedeni bu hikayemi paylaşmıyor olmam.

O nedenle Bayramlar bende farklıdır.Mesela bayramlık gibi bir kaygım hiç olmadı benim beş yaşımdan bu yana!Bayram günü klasik bir doksanlar çocuğu olarak torpil patlatmalar,arkadaşlarla grupça gezmeler,kız kaçıranları kaçırmalar olmadı benim hayatımda.Çünkü bayram arefelerinde mağazalar gece 3 4 gibi kapatılır,şayet erkekseniz bayram namazı beklenir daha sonra uyunur efendim.Harçlık problemim hiç olmadı mesela ki çevremde bana harçlık verecek düşünceli bireylerimiz de yoktu hani ailem dışında.Harçlık problemim yoktu çünkü ciddi manada bayram zamanı çalıştığım için babam zamana göre harçlık denemeyecek ölçüde para verirdi bana,emeğimin karşılığı olarak.

Sözün özü eğer perakendeci iseniz bayram günü öğleye doğru çökersiniz.Bu itibarla,bayramlar benim için daha çok dini boyutu olmak üzere ticari boyutuyla da önemlidir.Bunu burada anlatıyor olmam bir hayıflanma mı?Değil!bunu burada anlatıyor olmam bir övünme mi?O da değil!Bunu burada anlatıyor olmam sadece ama sadece bayramın benim için ne olduğudur efendim.Eksikliğini hissediyor olmam kesinlikle ama kesinlikle hayıflanma değildir sevgili babacım. :)

Kim ne derse desin arefe günü saat dörtlere beşlere kadar çalışmak güzeldir.Çünkü muhabbeti sohbeti ayrıdır.Mesela müşteri saat iki gibi çekilir caddelerden.Savaş alanına dönmüş mağaza toparlanır,o sırada kendini müdür sanan patron çocuğu esasında harbi patron ile alışverişe gider.Bayram namazı kılınmadan şekerler alınır,tatlılar alınır,içecekler ve kurabiyeler...Bir güzel yenir.Sonra işçinin terinin ve emeğinin hakkı olarak istediği ve beğendiği elbiseleri kendilerine bayramlık olarak ücretsiz olarak almaları emredilir.Bayram için harçlıklar dağıtılır ve Sadakallahülazim diyerek kepenk kapatılır.Mutlaka yaşanılası bir olaydır.Bu vesileyle bayramınızı tekrar kutlar sizlere selam ederim.

Temmuz 31, 2013

Bir Başarısızlık Hikayesi; Köprü Eğitim Danışmanlığı ve Ben


    Köprü Eğitim Danışmanlığı!Öğrenciden Öğrenciye Pratik Bilgi Transferi!Çok heyecanlı değil mi?Eğitim var,danışmanlık var ve o kadar acayip bir sektör ki bu ciddi miktarda  para kazanabilme durumu var ve sene 2010 yani liseyi bitireli çok olmamış.Kolej çıkışlı olmamdan mütevellit sıklıkla özel derse ihtiyaç duyan bir çevrede yaşıyorum,arkadaş çevremde kardeşi,kuzeni,abisi ve ablası  özel ders alan çokça insan var.Yani becerebilirsem ciddi manada para kazanabilir(d)im.Meseleyi çözüme kavuşturmak için hemen yakın iki dostuma açtım fikrimi.Ciddi ciddi planlar yapıyor(d)um,kurumsal olmalıyım,öğrenci olduğumu fark ettirsem de bunu kazanıma çevirmeliyim ve bu sektörde senelerdir bulunuyormuşçasına bir  duruş sergilemeliyim...

     Kurumsallık;

  On dokuz yaşında bir üniversite öğrencisi için kurumsallık maalesef yaygın hata olan dereyi görmeden paçayı sıvamak oluyor efendim.Logolar,kartvizitler ve özgün dizayn edilmiş broşürler.İnanabiliyor musunuz 270TL para ödemiştik matbaacıya.Matbaacıyı görsem elini sıkardım,müthiş gazlamıştı bizi iş için."Yaparsınız siz,aslansınız siz,kaplansınız siz...".Durur mu dadaş adam o gazı aldıktan sonra.Resmi şirketmişiz gibi davranıyorduk.Ofisimiz varmış gibi davranıyorduk.Sağa sola haber uçuruyorduk.Dahası üç ortaktık ve üç ortağın hiç birinin paraya ihtiyacı yoktu.Hemen hemen üçümüzün ailesinin de ekonomik durumları iyiydi,kolej çıkışlıydık ,geçim kaygımız yoktu hatta biraz abartmış olabilirim dostlarım beni affetsin ama şımarık da sayılabilirdik.
          






(Broşürlerimiz)


     Ortaklığın kardeşlikten öte olduğunu bilen bizler bir şeyi yanlış yapmıştık.Ne miydi?

    Ortaklık;

Ortaklık çok basit bir şeymiş gibi görünse de ve biz üç çok iyi dost olsak da işimizin başarısızlığa uğramasının temel sebebi ne yanlış stratejilerimiz, ne dereyi görmeden paçalarımızı sıvamamız,ne şımarıklığımız ve ne de paraya ihtiyacımızın olmaması idi.Temel yanlışımız ve işimizin yokuş aşağı yuvarlamasının nedeni ortaklığı,iş paylaşımını ve dostluk ile ortaklığı tam olarak ayıramayışımızdı.Bildiğiniz gibi bir organizasyonda ya da şirkette birden çok iş ve süreç vardır.Bunların paylaşımı da muazzam önem arz eder.İşte tam olarak biz bunu anlayamamış ve temel olarak işi üç parçaya ayırıvermiştik.Biricik paralı zengin ailelere mensup öğrencilerimiz ve aileleriyle H.T ilgilenecek,parasal tüm meselelerle F.Y ilgilenecek ve ben ise bu işin  pazarlamasını,koordinesini,Öss sınavında(o zamanlar adı ÖSS idi şimdi çok karışık bilmiyorum) dereceye girmiş öğretmenlerimizi bulacak,onlarla el sıkışıp organizasyonumuzun bütünlüğünü sağlayacaktım.Evet bu kadarcıktı görev paylaşımımız.Kararlarda çoğunluk hakkını  hiç konuşmamıştık bile.Ticari duruşumuzu hiç konuşmamıştık mesela.Keza ortak akla nasıl ereceğimizi de...Ve en önemli şey ticarete bakış açılarımızın farklı olabilme ihtimalini hiç birimiz düşünmemiştik.Benim için ne kadar üzücü olduğunu tahmin edemeyeceğinizi bilerek söylüyorum ki;ben gerçekten bu işi beceremediğim için çok üzülmüştüm.Aileme mahcup olmuştum çünkü benim derslerime yoğunlaşmamı istiyorlardı o zamanlar.
Ortaklığı yanlış anlayan üç adamın çark edişi;

   Evet kartvizitlerimiz tamamdı!Broşürlerimiz,sayısı on beşi bulan derece yapmış öğretmen-öğrencilerimiz.Evet evet!Bizim sistemimizde Öss'de derece yapmış üniversite öğrencileri teorinin altında ezilmeyerek test kitapları üzerinden öğrencileri sınava hazırlayacaklardı hemde öğrencinin istediği yerde.Onlara konu anlatımını test üzerinden yapacaklar ve sloganımızda ifade edildiği üzere "Pratik Bilgi Transferi" yapacaklardı öğrencilerimize.Piyasa koşullarına göre bizim istediğimiz seanslık ücret biraz fazlaydı kabul ediyorum.Ama o zaman bilmiyordum bizim piyasaya ayak uydurmamızın gerektiğini,piyasanın değil..Bir taraftan da bunun hak ettiğimizi düşünüyordum ya her neyse!Kartvizitleri,broşürlerin dağıtımı,öğretmenlerin bulunması ve onlar ile toplantıların yapılmasının yanında üç ortak çevremize yayıyorduk işimizi.Biz insanlara çok şey vadediyorduk da bir iki ay geçmesine rağmen iş bize hiç bir şey vadetmiyordu!Diğer iki ortağım benim aksime çok rahattı,olmazsa olmasın ne olacak durumundaydılar.Anlam veremiyordum gerçekten.Evet benim de paraya ihtiyacım yoktu ama bu işe girmemin bir sebebi vardı işte.Bir şeyler başarabilmek ve bunu özellikle aileme ve mensubu olduğum çevreye kanıtlamak.Ben bunları düşünürken ve günler günleri kovalarken bir gün akşam üstü telefonum çaldı.Hattaki bir arkadaşım,ablası için özel ders istiyordu hemde bir iki seans değil tam tamına bir değil,iki değil,üç değil,dört değil,tam tamına beş  ayrı dersten özel ders talep ediyordu ve bu periyodik olarak beş altı ay devam edecekti.Lakin,özel bir isteği vardı o da sayısal ve sözel dersler için iki kapalı öğretmen.Ve dindar olması önemliydi onun için.Biraz heyecan biraz korku.Nasıl bulacaktık,ne edecektik.Öğretmen portföyümüzde öyle birisi yoktu.Çok acıklı bir şeyle karşılaştım o zamanlar.Müşteri ne isterse sen onu bulmak zorundasın.Kadroyu kurarken siyasi,ideolojik vb. şeylere hiç dikkat etmemiştik.Ha bulduk ha bulacağız derken olmadı.Dindar bir kızla çalışmak çok zordu çünkü müşterimizin istediği tarzda birisine ulaşmak da gerçekten zordu.Zar zor ulaştığımız ve anlaşma masasına oturabileceğimiz arkadaşlarımız da son anda bizden ürktüler her nedense!Ve günler günleri kovalarken bu arkadaşım vazgeçtiğini ve işimizi iyi yapmadığımızı bildirdi bana.Bir ders daha!Kaybettiğin bir müşteri aslında bir müşteri değildir.

    Dindar bir öğrenci-öğretmen ararken bir olayla karşılaştım ki sanırım hayatım boyunca unutamayacağım sevgili arkadaşlarım.Dört koldan dindar iki bayan öğretmen ararken nasıl olduysa bana telefon üzerinden bir bayan ulaştı.Telefonda ki bayan yirmi dokuz yaşında olduğunu,kapalı olduğunu ve iş aradığını söyleyiverdi.Kendimi çok kötü hissettiğimi söylemeliyim.O an içimden ülkemize ve sabır bırakmaz eğitim sistemimize sövdüm.Evet evet sövdüm.Kariyerinin belki de en verimli çağında bir öğretmen ne olduğunu bilmediği daha bir öğrenci olan bana ve adeta insanlara çizdiğim içi boş profesyonel işim için yalvarır gibiydi.Bense maalesef kendime yediremiyordum bizim işimizin ona gitmeyeceğini.Lakin ben her ne kadar yanaşmasam da karşımda ki bayan çok ısrarcıydı.Çok paraya ihtiyacı olduğunu söylüyordu yirmi otuz saniye de bir.Bense biz özel ders aldırıyoruz eğitmene çok az bir ücret veriyoruz bu işten asıl parayı bizim kazandığımızı söylüyor ve eğitmen kadromuzun öğrenci olmasından dolayı çok az ücret almaya kabul olduklarını aktarıyordum.Olmuyordu!O bayan,bu ücrete tamam olduğunu bildiriyordu.Ne yapmalıydım o an bilmiyordum gerçekten.İş stilimiz gereği dersi o veremezdi ve benim biraz gaddar olmam gerekiyordu lakin olamıyordum.En son çareyi ben size döneceğim demekle buldum.Ve dönmedim.Yine bir ders;yaptığın ve yapacağın işte her koşula hazır ol ve için elvermese de gaddar olmamakla birlikte hayır demeyi bil.

     Tükeniş;

    Tükeniş,hemde dostane tükeniş.Ne yardan ne serden geçemeyen Ahmet,işinden vazgeçiyor ve dostunu seçiyor ve her ne kadar dostları "sen devam edebilirsin" deseler de.Meseleyi çok uzattığımın farkındayım ama tükeniş bölümünü de ayrıntısıyla anlatarak bitireceğim.Yazının sonunda da bir sürprizim olacak hatta.Evet,yağlı müşterimizi kaçırmış,dindar öğretmenler bulamamış ve başarısızlığı kabullenmek üzereydik.Yine bir akşam üstü ve yine bir telefon vakası.Hattaki yine arkadaşımdı ve yine bir arkadaşım kız kardeşi için Öss sınavına kadar periyodik bir ders istiyordu hatta sadece kız kardeşi için değil kız kardeşi ile birlikte üç arkadaşı için.Ben biraz Kayseri'li tüccar mantığıyla "hepsine bir anlattırır ve hepsinden ayrı ayrı ücret talep ederim" derken karşıdaki dostumun "tamam kabul ediyoruz" demesiyle irkiliyordum.Yine ben sana dönerim tavrıyla telefonu kapıyor hesap makinesiyle periyot sonunca toplan kazanacağımız parayı hesaplamaya çalışıyordum.Gerçekten ortaya hatırı sayılır bir rakam çıkmıştı.İçimden "Ahmet bunu kaçırma" derken ortaklarımdan F.Y'yi arıyor meseleyi ona açıyordum.Sanırım onu görmesemde avuçlarını ovuşturmuştu ve ben bunu hissedebiliyordum.Aradan bir iki gün geçmeden üç ortak bir araya geldik.Benim meseleyi diğer ortağım H.T'ye açmamla birlikte umutsuzluğum ve moral bozukluğum imkanı yok burada tarif edilemez.Evet!Ortağım H.T ile ortak arkadaşımız ve kız kardeşi ve arkadaşlarına özel ders isteyen arkadaşım arasından bu meseleden dolayı bir kırgınlık oluşmuştu.O konuyu burada anlatmam doğru olmaz lakin H.T'de ve müşterimizde kendilerince haklılardı.Lakin,benim konum çok farklıydı.Biz iş yapıyorduk ve kişisel kırgınlığın ortaklıkta yeri yoktu.Ne olursa olsun temel amacımız para kazanmaktı ve bu işin duygusal boyutu yoktu!Olmadı!Ne ben ne ortağım F.Y. diğer ortağımız H.T.'yi ikna edemedik.Sanki daha önce çok para kazanmışız ve başka müşteriler bulurmuşuz gibi ortağımız H.T. bu işte olmadığını ve bunu kabul etmediğini organizasyonun bir bireyi olarak bildirdi."Ama " dedi "Ama farklı bir isimle ya da Köprü Eğitim Danışmanlığı ismini kullanmadan sen ve F.Y. bu işi yapabilirsiniz" dedi.Tabi bunu demesine dedi de benim o anda onun gözünde gördüğüm o şey beni bu işi yapmaktan vazgeçirdi.İkinci büyük işimizi kaybederken ne bende ne de diğer iki ortağımda bu işi yapacak ya da daha doğru bir ifade ile yapmamızı sağlayacak heves kalmamıştı.İşimizle birlikte ticari anlamda kendimize olan güvenimiz şarampolden aşağı yuvarlanmıştı.Ben dostluğu seçmiştim,dostluğu seçmesine seçmiştim ama bu işi yapmayacağımı da o gün o an o masada bildirmiştim.Ve hayatım için ,yanlış anlamayın lütfen, hem ticari hem de normal hayatım için çok önemli bir ders çıkarmıştım.Ne miydi?Kısa ve net.BİR İŞ NASIL YAPILAMAZ ve MANTIKSIZ ORTAKLIK PARA KAZANMAMAKTIR.Çıkardığım ders bu iki cümle ile ifade edilse de ben yine bir kaç cümle kurmak istiyorum sizlere.Evet dostla iş yapılabilir ve evet dostla yapılan ortaklıkların pek çoğu kötü sonlanmış ortada ne para ne de dostluk kalmıştır.Lakin bunun temel sebebi işi kuralına göre oynayamamaktır.Rolünü bilen herkes,rolü haddince davranabilseydi bizim hikayemizde ve kişisel meselelerini işine yansıtmasaydı hatta ve hatta kişisel kırgınlığı olmasına rağmen para kazanıp ticaret yapmayı "paranın kölesi olmak" olarak addetmeseydi  biz başarılı olabilirdik.Elbette her şeyi buna dayandırmamak gerekiyor.

    Sonuç olarak,Köprü Eğitim Danışmanlığı hezeyanım bana çok şey kattı sevgili arkadaşlar.Ortaklığın ne olduğunu,bir işin nasıl yapılması gerektiğini,ticarette duygusal davranmamak gerektiğini,derslerin nasıl çıkarılması gerektiğini öğrendim.Kazanımlarım çok çok fazla.En önemlisi ise mensubu olduğum çevrede ticaretle ilgilenmeye çalışan biri olarak tanındım.Ticari fikirleri olanlar bana açtılar fikirlerini yorumlamam için ,ortaklık yapmam için mesela ve son olarak bu kalıba ben de kendi kendimi koydum.Ve o masadan ortaklığımı sonlandırdığımı söyleme anından itibaren ben her an he dakika yapabileceğim bir iş aramaya başladım.Karşıma gerçekten fırsatlar ve fırsat olduğunu sandığım pek çok çıktı.Allah kimseyi yapacağı işte utandırmasın ve Allah her birerlerimize ticari hayatımızda başarılar nasip etsin.Selam ve dua ile.